Hayatadair

Sunday, April 25, 2010

Çocuk Mucizesi

Çocukluğumuzda, ergenliğimizde, üniversitede, iş hayatına ilk adım attığımız yıllarda, ilk iilişkilerimizde farklı bakardık herşeye… elbette ki kişisel gelişimler kendimize has tecrübelerle, hamurumuzla ve ortamlarla farklılaşıyor ama yaşadıkça, ilkler bittikçe, herkes çocuklukta ki o saflıktan çok uzaklaşıyor… biraz mecburiyetten.. ormanda hayatta kalmak için.. biraz işin doğası gereği.. bazılarımız için biraz da değişimin cazibesi.. yeni bakış açıları keşfetmek için.. sonuç aynı…Uzağız..

Nereden geldiğimizi bize hatırlatanlar ise bebekler/çocuklar.. hesapsız kitapsız yaşayan.. sevgiye direk en masum haliyle karşılık veren sarılan, öpen, elinizi tutan bebekler/çocuklar..

Kimse onlara sormadığı halde “gelmek istermisin bu dünyaya? Bizimle yaşamak istermisin? “ diye onlar en saf halleri ile geliyorlar.. aklımızı başımızından alıyorlar.. bize hayatı yeniden öğretiyorlar…
Bazılarını yolculuğunda yeterince rahat ettiremediğimiz halde, daha annesinin karnında zor günler yaşamaya başladığı halde, kavgaların, stresin, yetersiz beslenmenin izlerini taşıyarak doğduğu halde hala bize öğretiyorlar, neyin önemli olduğunu hatırlatıyorlar…

Evlilikleri ayakta tutuyorlar.. anlaşamayan kalpleri birleştiriyorlar..
Nasıl bir saflık barındırdıkları, bizi böyle çeken, ayaklarımızı yerden kesen, kör kütük aşık eden, hayran eden, onlara kul köle eden.. Nasıl bir hasret barındırıyoruz yüreğimizde böyle bir saflığa, güzelliğe, duru sevgiye.. Bu hasret mi kadınların tutkuyla anne olma içgüdüsünü körükleyen.. çocuk sahibi olma uğruna insanların her türlü sınırı zorlamalarının nedeni?

Hiç birşeye benzemiyor.. başka bir boyut.. başka bir anlayış.. halbuki bizim, her birimizin geldiği yer orası.. ama insan hatırlayamıyor ki geldiği yeri… ta ki küçük bir mucize size elini uzatsın… saf enerjisi ve bakışlarıyla sizi delip geçsin.. sarılıp başını omuzunuza koysun.. durup dururken size kocaman bir öpücük kondursun ve seni çok seviyorum desin.. elinizi sanki hiç bırakmak istemiyormuşcasına tutsun.. yaptğı herşeye, yediği her şeye, sahip olduğu herşeye sizi ortak etmek istesin..

Benim ışığım 4 yaşında ki yeğenim.. hayatımda ki ilk bebek.. ilk çoçuk.. beni varlığını bilmediğim boyutlara, duygulara, saflığa, sevgi türüne, paylaşımlara, esnekliğe, güce taşıyan benim küçük mucizem.. yüreğimde ki yeri hep çok özel olacak olan, boyu küçük yüreği çok büyük küçük dev adam..
Sonra ne oluyor ? Öğreniyorlar ; kalıpları, beklentileri, yöntemleri, acıları, güvenmemeyi, şartlanmaları.....

İşin ironik tarafı yıllar sonra bütün öğretilenlerden, koşullandırmalardan, dayatmalardan kurtulmaya , kendimizi yeniden bulmaya, kaybedilen saflığa yeniden ulaşmaya çabalamamız..

0 Comments:

Post a Comment

<< Home